Emmanuel Macron’un sendikaların düzenlemediği gösterileri mümkün olan her yerde yasaklama açıklaması, Fransa’da temel bir özgürlük tartışmasını ateşledi. Hukukçular, protestonun iktidarın vereceği izinle kullanılan bir hak olmadığını hatırlatırken, İnsan Hakları Derneği Birleşmiş Milletler’den gözlem heyeti talep etti.
Macron, 22 Ekim Perşembe günü istihbarat birimleriyle yapılan toplantının ardından, önümüzdeki günlerde gösteri yapılmamasını tavsiye etti. Kent merkezlerini ve özellikle işletmeleri korumak istediğini söyleyen Cumhurbaşkanı, sendikaların düzenleyeceği yürüyüşlere alternatif güzergâhlar önerileceğini, sendikalar dışındaki organizasyonların ise mümkün olan her yerde yasaklanacağını açıkladı.
Fransa’da kamusal alanda gösteri düzenlemenin hukuki temeli, idareden önceden izin almak değil, yetkili makama bildirimde bulunmaktır. Organizatörler gösterinin amacını, yerini, tarihini, saatini ve varsa yürüyüş güzergâhını bildirir. Bu işlem, protesto hakkını iktidarın onayına bağlayan bir izin mekanizması anlamına gelmez.
Gösteri düzenleyebilmek için sendika olmak da gerekmiyor. Öğrenci toplulukları, dernekler ve yurttaş girişimleri de yasal bildirim yükümlülüklerini yerine getirerek gösteri düzenleyebiliyor.
Franceinfo’ya konuşan Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi hukuk profesörü Paul Cassia, Cumhurbaşkanı’nın anayasal rolünün dışına çıktığını savundu. Cassia’ya göre, gösteri düzenleyenler arasında sendika olup olmamalarına göre ayrım yapmak eşit muamele ilkesiyle bağdaşmıyor.
Grenoble Alpes Üniversitesi kamu hukuku profesörü Serge Slama ise özgürlüğün kural, yasağın istisna olması gerektiğini vurguladı. Slama’nın itirazı, Cumhurbaşkanı’nın açıklamasının bu ilişkiyi tersine çevirmesi üzerinde yoğunlaşıyor.
Franceinfo’ya konuşan, ismi açıklanmayan bir yönetim danışmanı ise Macron’un yetkisini aşmadığını savundu. Danışman, yasak kararlarını Cumhurbaşkanı’nın değil, kamu düzeni değerlendirmesi yapan valilerin vereceğini belirtti.
Valiliklerin yasak yetkisi bulunuyor; ancak her gösterinin koşullarının ayrı değerlendirilmesi, sınırlamaların gerekli ve ölçülü olması gerekiyor. Yasak kararları idari yargının denetimine açık.
Bu tartışma sürerken Marsilya ve Bouches-du-Rhône genelinde 24 Ekim Cumartesi günü gösteriler yasaklandı.
Dreyfus davası sürecinde kurulan, Fransa’nın köklü insan hakları kuruluşlarından İnsan Hakları Derneği (LDH), tartışmayı uluslararası kurumların gündemine taşıdı.
Dernek, 22 Ekim tarihli açıklamasında BM Çocuk Hakları Komitesi’ne başvurduğunu bildirdi. İnsan Hakları Yüksek Komiseri’ne de çağrı yaparak, yaklaşan gösterilerde barışçıl protesto hakkının korunması için gözlem misyonu istedi.
LDH, 17 Ekim’de kamu düzeninin sağlanmasına yönelik uygulamaları “kaotik ve tutarsız” olarak nitelendirdi. Kolluğun kullandığı bazı silahların uzuv kayıplarına yol açtığını belirten dernek, göstericilerin fiziksel bütünlüğünün ve güvenliğinin korunması gerektiğini vurguladı.
Macron’un açıklamasına karşı hukuki adım da atıldı. Yargıçlık Sendikası ile Anayasal Özgürlükleri Savunma Derneği Adelico, 22 Ekim akşamı Danıştay’a acil başvuruda bulundu.
Franceinfo’nun haberine göre başvuruda, Cumhurbaşkanı’nın açıklamasıyla ortaya koyduğu kararın ve uygulanması için verilen talimatların yürütmesinin durdurulması istendi. Başvuranlar, gösteri hakkının sendikalara özgü bir tekel olmadığını savundu.
Kriminolog Alain Bauer de 18 Ekim’de Le Pandore’a verdiği söyleşide, toplumsal öfkenin yıllardır biriktiğini belirtti. Bauer, yanıtsız bırakmanın, sorunların sürüncemede kalmasının veya yalnızca otoriter bir karşılık vermenin çözüm getirmeyeceği değerlendirmesinde bulundu.